“Her Öpüşmemiz Daraltacak, Irkçıya Faşiste Dünyayı”

Yayınlandı: 14 Ocak 2017 / İçten Sesler / Voice From Inside
Etiketler:

berfin

Hakan Vreskala “Türk Kürt kardeş falan değil, ayan beyan sevgilidir. Ayıran kalleş değil ancak hayatın ta kendisidir… Her öpüşmemiz daraltacak, ırkçıya faşiste dünyayı…” diyor bir şarkısında.

İTÜ’de mühendislik okurken, bir anda İsveç’e taşındınız, müzisyen oldunuz. Ailede müzisyen de yok. Nereden çıktı bu durum?

Ya ben de bilmiyorum aslında. Ortaokulda punk çaldığımız bir grubumuz vardı, ben bateristtim. Orta 1’de kurduk grubu, ben de bateristim diye ortalarda geziniyordum ama ilk baterimi orta 3’te alabildim. Öğle yemeği paralarını biriktirdik 2 yıl, anca enstrüman sahibi olduk. Ama çok erken yaşta müzisyen olacağımı ve başka hiçbir şey olmayacağımı biliyordum. Ne büyük rahatlık anlatamam. Hayatım boyu ben ne olacağım diye düşünmedim.

Herkes sizi Kürt zannediyor.

Biliyorum. (Gülüyor) Oysa tipik bir İzmirliyim, beyaz, Sünni, Türk bir aile. Baba tarafı ise Makedonyalı…

Çeşitli ülkelerde sokak müzisyenliği yaptınız. Biraz anlatır mısınız, sokak müzisyeni nasıl yaşar?

Dünyanın en güzel formatı. İsteyen dinler istemeyen dinlemez. Bana kalsa hayatımın geri kalanında sadece bu formatta müzik yaparım. Hatta o kadar özledim ki bu yaz bir sokak müziği turnesi yapmak istiyorum. Sokak müziğinde rekabet ve kalite aslında çok yüksek. Bir kere müziğini bulunduğun akustiğe uydurman gerekiyor. Formatın etkileyici ve prezantasyonun anlamlı olmalı.

Rahatsızlık vermeyen ama mutlaka insanları anında etki alanına alan bir yeteneğin olmalı. Sokakta çalıştıktan sonra müzisyenler her gün -görüşe görüşe- bir arkadaşlık (tabii bazen düşmanlık) kazanıyor. Birbirimizden çok şey öğreniyoruz. Ben ihtiyacım olanı kazanıp sonra tembellik yapıyordum şahsen. Öğlen kalk brunch için 200 Kronluk çal; 1 tost 1 çay, bir de müsli… Sonra ara ver öğle/akşam yemeği için çal. Bir de akşam birası için 300-400 Kron yaptın mı, işte günü çıkardın.

HER KONSERİNDE KİMLİK DEĞİŞTİRİYOR

İsveç Kraliyet Konservatuarı’na sınav geçerek girdiniz.İsteyen herkes dışarıdan İsveç’teki konservatuar sınavına girebiliyor mu?

Herkes girebiliyor ama herkes geçemiyor. (Gülüyor) Binlerce kişi arasından sadece iki kişi alıyorlar.

Gurbette yaşayan bir müzisyen olarak, düğünler dahil her yerde çalıyorsunuz. Bu çeşitlilik sizi başka bir boyuta taşımış olmalı…

Bazen kendimi alternatif bir boyutta hissediyorum. Konserlerim bazen düğün gibi geçiyor. Yunan tavernası, Sırp Noel’i, Makedon sünneti, Konya düğünü, Sorani (Kürtçe’nin bir lehçesi) kınası… Süryani vaftiz töreninde müzik yapıyorum, ertesi gün krala ‘sufi’ müziği çalıyorum… Her gün kimlik değiştiriyorum. Şizofrenik bir durum. Nasıl anlatacağımı bilmiyorum. En büyük korkum “Ne tarz müzik yapıyorsun?” muhabbeti… İsveç küçük olduğu için birçok önemli günde müzik yaptık. İnsanlar da kafamıza vura vura öğretti dansını, oyununu. Hafta içi konservatuarda dünya müziği okuyup, haftasonu master yapıyor gibiydim. Çok eğlenmişim ya!

Kendinizi daha çok bir ritimci olarak mı görüyorsunuz yoksa şarkıcı mı?

Ritimci. Her zaman ritimci olacağım sanırım. Ama bayağıdır egzersiz yapmıyorum kötü ritimci oldum galiba.

Sizin müzik aşkına, İran dahil, pek çok ülkeye gittiğinizi biliyorum. İran’daki perküsyonlarla ilgilendiğinizi söylemiştiniz. Bir ritimci olarak müzik doğudan mı yükseliyor sizce?

Valla bu coğrafyada doğduğum için çok şanslıyım. İran’a 15 yıl önce defe (erbane) merak saldığımda gitmiştim. Kürt coğrafyasında Dengbejlere (Kürt sözlü edebiyatında şiirler söyleyen sanatçılar) eşlik aleti olarak kullanılırken, İran’da daha çok solist bir tavırla çalındığını biliyordum. O zamanlar internet dünyası çok gelişmiş değildi, Youtube yoktu mesela. Ben de atlayıp İran’a gittim, 3 ay kalıp her enstrümana bulaşmamam gerektiğini öğrenip dönmüştüm. Bir de hayatımda hiç bu kadar partilememiştim. (Gülüyor)

Kürd-i Nizam sizin ilk yazdığınız parça ve içinden çok kültürlü bir aşk geçiyor. Hikayesi var mı?

Çok kültürlü aşk, başka dil konuşan sevgiliye şirinlik yapma üzerinden çok kan akmış politik düğümlere insancıl açılımlar getirme çabasıdır Kürd-i Nizam. Bu parçayı yapmanın tek sebebi, halklar arasındaki nefret dalgasını kırabilmekti. Bunu yapacak materyalim de vardı; çift dilli bir aşk. Ben İzmirliydim, o Silvanlı. O Sezen Aksu hayranıydı, bense Şivan Perwer’le çalışıyordum.

Son albümünden bahsedelim biraz, beklediğiniz tepkileri aldınız mı? Başka bir karakteri var sanki albümün…

Evet, bence de ama beklediğim tepkiyi hiç almadım. Ama zaten benim geliş açım şarkıcılıktan çok müzisyenlik olduğu için şarkıcı olarak yaşadığım başarı ya da başarısızlıklar beni çok etkilemiyor. İkinci albümde yapmış olduğum 1-2 parçanın mutluluğu bana hayat boyu yeter. Kendim yazdım, kendi plak şirketimden çıkardım, eksiği vardır hatta fazladır mutlaka. Ama ülkenin çivisi çıktığı için ne kadar önemi var bilmiyorum. Biz de bata çıka öğreniyoruz işte.

Senin müziğinin belli bir tarzı yok galiba, dünya müziği, özgün müzik, anarşist müzik, kuzey müziği vs. ne dersin?
Evet, galiba. İsyankar olduğu muhakkak. Türlere de isyan ediyor ama artık farklı yan çalışmalarla şekillenecek. Şu ana kadar şarkıların tek ortak özelliği benden çıkmış olması…

TELEFON GELDİ, DARTH VADER GİBİ BİR SES, “MERHABA, BEN ŞİVAN PERWER”

Kaç enstrüman çalabiliyorsunuz?

Zehir gibi bateri, darbuka, bendir çalarım. (Gülüyor) Biraz folklorik asma davul, biraz da gitar.

En sevdiğiniz müzisyenler kimler?

Jose Gonzalez, Oscar and The Wolf, Anthony & The Jonssons.

6-7 yıl Şivan Perwer’le çalıştınız. Yolunuz nasıl kesişti onunla?

Telefon geldi, Darth Vadder gibi bir ses, “Merhaba, ben Şivan Perwer”… Bir telefon ama sanki içinde baslar var, koro, her türlü efekt var. “Ritim çalıyormuşsun.” “Evet abi, çalıyorum…” Öyle başladık.

Müziğiniz dışında da insanlar sizi çok seviyor, neden dersin? Müziğinle verdiğiniz mesajlar yüzünden olabilir mi?

Gerçekten mi? Ay ne güzel! Ya İsveç’in bende çok emeği var. Ayaklarımın yere değmesi, eşitlikçi bir toplum deneyimi, adalete inanmak, mizah gibi algıları günlük hayata aktarabilirsen insanlarla olan sıkıntılarını minimuma indirebilirsin sanırım. Bir de insanlar gerçek olana o kadar susamışlar ki, gerçek bir şey görünce sarılıyorlar galiba.

‘İNSANLARI BİR YERE TOPLAMA FİKRİNDEN ÇEKİNİYORUM ARTIK’

Tek kişilik stand-up gösterinizden bahseder misiniz? 

Ya o çok güzel bir deneyimdi. İsveç’te başladı sonra İstanbul’da da yaptım. Çok eğleniyodu insanlar. Ama şu an ortam müsait değil. Ben artık insanları bir yere toplama fikrinden bile çekiniyorum.

Politik duruşunuz sizi siz yapan ögelerden… Sahnedeki yorumlarınız, Gezi’deki varlığınız, HDP’ye verdiğiniz destek vs. Artık milletvekillerin bile tutuklandığı, gazetelerin basıldığı, aydınların sürüldüğü bu dönemde konuşmaktan çekinmiyor musunuz hiç?

Hepimiz belamızı bulduk, ben de üzerime düşeni… Lanetlendik biraz, sözümüzün değeri kalmadı. Umut vaat edeceksin; dans mı, özgürlük mü? İzmir’de doğmuş büyümüş bir insan olarak benimle aynı dönemde ülkenin herhangi bir yerinde büyümüş insanlara göre çok büyük bir ayrıcalığa sahip olduğumun farkındayım. O yüzden Kürt realitesinin herkes tarafından anlaşılması konusu benim için çok önemliydi.

Travma barometresi yaratmadan konuşacaksak, bugün hepimizin, Kürtlerin yaşadıkları baskının bir kısmını toplumca üzerimizde yaşadığımız bir yere geldik. Biz Hababam Sınıfı jenerasyonuyuz. Ben böyle durumlarda birlikte mücadele ve birbirimizi anlama romantizmine teslim oluyorum. Dayanışma ve direniş bana yaşam enerjisi veriyor. Bunu destekleyen herkese elimden gelen desteği veririm, bedelini de öderim.

Türkiye’deki müziği nasıl görüyorsunuz? O kadar sık tüketiyoruz ki, bir parça bile en fazla bir ay popüler kalıyor. Müzisyenler kalıcı olamamaktan korkuyorlar mı?

Müzisyenlerin üzerinde inanılmaz bir baskı var ama harika işler yapıyorlar. Baba Zula, Ceylan, Mabel, Gaye Su ve daha yüzlerce… Çok fazla üretim var ve bu inanılmaz umut verici bir şey. Edebiyat dünyası da öyle, yeni jenerasyon çok hareketli. Üreten biz olduğumuz sürece umut bizde ve gelecek de biziz! Bu dünyada yok etmeyi kendine hedef edinmiş insanlar vardır ve bir de elinde olmadan belki farkında bile olmadan kendini yaratmaya adamış insanlar. Bizim tarafımız belli…

Herşeye rağmen umudunuz var mı?

Var demek çok zor ama biraz tarih okumaya adadım kendimi, o zaman haykırarak ‘evet umudum var’ demek istiyorum. Baskı zulüm ilk defa bizim başımıza gelmiş değil. Bunca yıllık sanatsal, demokratik ve doğa birikiminin tek kişilik bir nefret operasyonu ile yok edilmesi beni çok üzüyor. Ama nefret ve tepkisellikten arınmam gerekiyor, bu kadar büyük bir yükle yaşamak çok zor!

GazeteDuvar

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s