Bir Elin de Sesi Olduğu Kanıtı: Byzantion Records & Shows

Yayınlandı: 31 Temmuz 2015 / İçten Sesler / Voice From Inside
Etiketler:, , ,

Bağımsız müzik sahnesinin en özel oluşumlarından biri Byzantion Records & Shows’la  İstanbul sahnesinden hayal ürünü festivallere, zihin açıcı muhabbet.


İstanbul merkezli oluşum Tight Aggressive’in organizasyon kısmından sorumlu olan Byzantion Records & Shows, bu topraklarda bağımsız müzik ve alt kültürler adına, Kendin Yap tavrından taviz vermeden, iletişimi, paylaşımı ve birlikteliği ön plana alarak nefis işlere imza atıyor. Son olarak yerli sahneden farklı türlerin temsilcileriyle, bağımsız tasarımcıları bir araya getiren Byzantion Fest #3’ü Burgazada’da organize eden ekibin kurucularından Alper Erkut’la Byzantion Records & Shows ekibinin hem geçmişini hem sahneyle ilgili gözlemlerini hem de gelecek planlarını konuştuk. Kadıköy Yeldeğirmeni’nde heyecan verici bir mekân açıyor olduklarının müjdesini aldık!

Image

Image

Byzantion Records & Shows ekibi 2006’dan bu yana faaliyetlerini sürdürüyor. Bize oluşumun ortaya çıkış dönemini anlatır mısınız? Ekip kimlerden oluşuyor? Başka nelerle uğraşıyorsunuz? Tight Aggressive’le olan bağınız nedir?
2006’da Noizine Kolektif adında kolektifimiz ve internet formumuz vardı. Noizine, bünyesinde eski jenerasyonlardan kişileri barındırıyordu ve bu site üzerinden örgütlenip turlayan yabancı gruplara konserler düzenliyor lokal organizasyonlar gerçekleştiriyorduk. Bu değerli kişilerden bazıları hâlâ buna benzer işlerin içerisinde yer alıyorlar. Yanlış hatırlamıyorsam üç kez Noizine Fest düzenlemiştik, hattâ Hasanpaşa Gazhanesi’nde kaçak konser bile düzenlemiştik. Çılgın dönemlerdi âdeta. İlk kez ciddi şekilde emek harcadığım organizasyon 2006 yılında Peyote’de düzenlediğimiz Alman grup Alle Der Kosmonauten konseriydi diye hatırlıyorum. Sanırım konseri Bora Yıldırım organize etmişti, kolektif olarak hareket ettiğimizden dolayı herkes bir şeyin ucundan tutuyordu. O konserde benim ilk müzik grubum Noisy Sins of the Insect de çalmıştı ve ben o zamanlar 16-17 yaşındaydım. Aradan bayağı bir süre geçti ve bu aralıkta organizasyonlar devam etti fakat Noizine Kolektif etkinliğini yavaş yavaş yitirmeye başlamıştı. Myspace ve ardından gelen Facebook’un sosyal medyada etkinliğini arttırması sonucu insanlar forum kültüründen uzaklaşıp paylaşımlarını Facebook üzerinden gerçekleştirmeye başlamıştı. Bundan iki sene önce bu organizasyonları ve gelecek organizasyonları bir isim altında toplamaya karar verdim. Bu aşamada Tight Aggressive ismi ve fikri de kafamda canlanmaya başladı. Tight Aggressive isminin altında oluşan, üç farklı koldan ilerleyen bir kolektif ortaya çıkardık. Organizasyon kısmında Byzantion Records & Shows. Serigrafi baskı, sanat ve tasarım işlerinde Painite Prints (İpek Arıkan). Tekstil, el yapımı ürünler, video prodüksiyon işlerinde ise Loom Handcrafts (Mutlu Oral) olmak üzere kendi çapımızda üretmeye ve yapmaktan hoşlandığımız şeylerin peşinden koşmaya devam ediyoruz. Yakın zaman içerisinde Yeldeğirmeni’nde bir yer kiraladık şuanda tadilatı süren bu yerin içerisinde vegan yiyecekler bulabileceğiniz (evet sadece vegan; vejetaryen değil) vegan kafe, çeşitli sanatçıların işlerinin sergilendiği sanat galerisi ve müzik stüdyosu olacak. Çeşitli atölye çalışmalarının yapılacağı bu mekânda tüm alt kültür müzik sahnesini kapsayacak ortak bir buluşma alanı yaratıp röportajları ve canlı performansları online yayınlayabileceğimiz bir platform oluşturmaya çalışacağız. Bu paylaşımları online dergi formatında piyasaya sunmayı ve içinde var olmayı dilediğimiz kültüre katkıda bulunmayı hedefliyoruz. Bu hedefleri gerçekleştirirken bir yandan kiraladığımız yeri Tight Aggressive Kendin Yap Derneği’ne dönüştürmek adına adımlar atacağız.

Image

Image

Peki Byzantion isminin bir hikâyesi var mı?
İnternette gezerken İstanbul’un tarih içerisinde kullandığı isimlere bakıyordum. Ne kadar doğru ne kadar yanlış bilmiyorum fakat “Byzantion” kaynaklarda göründüğü kadarıyla İstanbul’un ilk ismi olarak geçiyor. Hikâyeye göre Byzantion ismini Byzas adlı Yunan kolonicisinden alıyor. Açıkçası isim için pek fazla düşünmedim. Dolayısıyla “Byzantion” isminin bendeki hikâyesi bununla sınırlı. İsim üzerine anlatılan hikâyeleri okumanızı tavsiye ederim.

İstanbul müzik sahnesi bugüne kadar birçok farklı kolektife, akıma, oluşuma tanık oldu. Fakat sizin gibi uzun ömürlü ya da sürekli olabilenlerin sayısı neredeyse bir elin parmaklarını geçmiyor. Sizce İstanbul müzik sahnesinde var olmanın, aktif olabilmenin sırrı nedir?
Üç sene önce Foton Kuşağı adlı müzik grubumla Avrupa turuna çıktığımızda Hollanda’nın Tillburg şehrinde Incubate Fest adlı festivalde çalmıştık. Festival bünyesinde Built to Spill, Shonen Knife, Cocorosie, Mum, Gang of Four, Tim Hecker, Wolf Eyes, This Town Needs Guns gibi üstün müzisyen ve müzik grupları bulunuyordu. Festival her sene yapılıyor ve yaklaşık beş gün içerisinde 250, 300 gruba ev sahipliği yapıyordu. Oraya gelen her grubu evinde ağırlayan gönüllüler vardı. Bunların yanında gönüllüler gruplarla ilgilenip onların ihtiyaçlarını karşılıyorlardı. Diğer gönüllüler sahneyi hazırlıyordu, başka gönüllüler ise bildiri dağıtıp organizasyon hakkında insanları bilinçlendiriyordu. Her şey yerinde ve zamanında ilerliyordu. Biz de o festivalde çaldığımızdan dolayı orada yaşayan ve festivalde gönüllü olarak yer alan birinin evinde kalmıştık. Bu örnekten yola çıkarak var olmanın ve aktif kalmanın sırrının kolektif çalışmadan geçtiğini söyleyebilirim. Bu denli büyük bir organizasyonun dinamiklerini gözlemlediğimizde bu durumun sadece iyi müzik gruplarını getirmekle başarıya ulaşamayacağını görebiliriz. Benim kişisel görüşüme göre kolektif çalışma olmadığı sürece, biz alt kültürlerde (ya da alternatif kültürlerde ne dersek diyelim) yardımlaşmadığımız sürece bu tarz işlerde maalesef umduğumuz sürekliliği kazanamayacağız ve birbirimize devamlı bu soruları sormaya devam edip yakınmayı sürdüreceğiz.

Alt kültür bağlarının sıkılaşmasını, bir aşinalığın, birlikteliğin oluşması açısından yaptığınız şeylerin önemi yadsınamaz. Siz dışarıdan baktığınızda, Byzantion’ın yaptıklarının yerli müzik sahnesine nasıl yansımaları olduğunu görüyorsunuz?
Yukarıda belirttiğim gibi bu işler hep kolektif çalışma sayesinde başarıyla sonuçlanabilecek işler. Ayrıca bu işleri sadece Byzantion yapmıyor. İzmir’den Apeiron Kolektif, İstanbul’dan Mezar Org, Blacktrick, Atom Kule, Wargasm Kolektif, Art Is Dead, Asta Diyavolo gibi kolektiflerde işbirliği içerisinde. Bunların yanında Kod Müziği ve sahneye devamlı katkıları bulunan Peyote ve Karga Bar’ı da unutmamak gerekiyor. Aslında hepimiz aynı şeyi yapıyoruz. Bence biraz daha şeffaflaşmak ve kapsayıcı davranmak ilişkileri düzeltebileceği gibi bu durumu daha pozitif bir noktaya da taşıyabilir.

Fransa, Macaristan, Almanya, İtalya ve nice ülkeden birçok müzisyen ve grubu İstanbul’da ağırlıyorsunuz. Hattâ kimi zaman birçok grubu aynı anda ağırladığınız etkinlikler oluyor. Bağımsız bir oluşum olarak, bu etkinliklerin hayata geçmesini nasıl sağlıyorsunuz?
Eski ekol Myspace’ten bu yana oluşturduğum bir alt kültür ağı mevcut. Bunun yanında iki sene önce Foton Kuşağı’nın 12 konserlik Avrupa turunu kendi başıma organize ettim. Dolayısıyla Avrupa’dan bir grup İstanbul’da konser vermek istediğinde beni önceden tanıyanlar ya da beni önceden tanıyanların arkadaşları e-mail atabiliyorlar. Bende buradaki konser mekânlarıyla iletişime geçip durumu hayata geçirmeye çalışıyorum. Kapıdan kazandığımız paranın tamamını gruba teslim ediyor, yemeklerini hazırlıyor, kalacak yerlerini ayarlıyor ve onları İstanbul’da belli başlı turistik yerlere götürüyoruz. Bu durumun Avrupa ve Amerika’da köklü bir kültürü mevcut. Siz de kendi müzik grubunuzla turlamak istediğinizde o kişilere e-mail atıyorsunuz, onlar da tıpkı burada bizim onlara yaptığımız gibi size ve grubunuza yardım ediyorlar. Kapıyı size teslim ediyorlar, yediriyorlar, içiriyorlar. Kültürel değiş tokuşa örnek olması açısından önemli bir husus olduğunu düşünüyorum. Bunların dışında Byzantion Records & Shows henüz kurumsal bir noktada olmadığından dolayı maliyeti yüklü olabilecek organizasyonların altına giremiyor. Tanınmamış bir grubun uçak parasını karşılayıp, onlara burada konser düzenleyip insanların onların konserine gelmesini beklemek ve o konserin kendi kendini döndürebileceğini düşünmek riskli bir iş.

Son olarak 21 Haziran’da Burgazada’da gerçekleşen Byzantion Fest etkinlikleriniz de her geçen festivalde hem müzikal kapsamını genişletmeye hem de müzik dışı alanlara da kollarını uzatmaya devam ediyor. Byzantion Fest’in sizin için ne ifade ettiğinden ve üçüncü Byzantion Fest’in sizin açınızdan nasıl geçtiğinden bahseder misiniz?
Bu noktada Byzantion Fest’in benim için ne ifade ettiğinin değil de insanlar için ne ifade ettiğini irdelemek gerekiyor bence. Orada olan çoğu kişi için bu festival fahiş fiyatlar ödenerek gidilen tüketim odaklı festivallerden daha farklı bir yerde durduğunu belgeler nitelikteydi bana göre. Festival benim adıma sorunsuz geçti diyebilirim. Hiçbir aksaklık yaşanmadı. Tabii ki daha iyi olabilirdi fakat bu bir evrim süreci. Benim düşünceme göre merkezinde paranın olmadığı bir festivaldi. Bir sonraki organizasyonlar için elimizi güçlendirdi ve hep beraber mutlu olup eğlenebilmeyi tekrar bizlere öğretti diyebilirim.

Image

Foto: In The Void    

Image

Foto: Vox Sola    

Bundan sonraki Byzantion Fest hakkında ipuçları alabilir miyiz? Bu festivalde öğrendiğiniz/fark ettiğiniz bir şey oldu mu?
Bundan sonraki Byzantion Fest ne zaman olur bilinmez fakat şu anda biraz sakin kalıp gerçekleştirdiğimiz olumlu ve olumsuz şeylerin üzerine düşünmemiz gerekiyor. Bunların yanında diğer işlere de yoğunlaşmak gerekiyor ve Türkiye’de işler sizin de bildiğiniz üzere maalesef bayağı ağır bir şekilde ilerliyor. Bu festivalde herkesin yüzünde gülümseme mevcuttu, herkes birbirini seviyor ve birbirine saygı duyuyordu. Gözlemlediğim en önemli şeyler bunlardı, içinde yaşadığımız topraklarda herkesin böyle şeylere ihtiyacı var, bu bir gerçek.

Byzantion Fest’i dünyanın herhangi bir şehrinde, tamamen sizin hayal gücünüzle oluşmuş bir kadroyla gerçekleştirecek olsaydınız festival programında kimlere yer verirdiniz?
Bu soru fantezi kapılarımı araladı âdeta! Erken saatlerde: Run the Jewels, Death Grips, American Football, Viet Cong, PUP, Alvvays, The War on Drugs, Dinosaur Jr, Bad Religion, Lagwagon. Geç saatlere doğru: Suis La Lune, Electric Wizard, Hella, Shellac, Lightning Bolt, Melt Banana, Godspeed You! Black Emperor.

Yerli müzik sahnesinde kendinize yakın gördüğünüz, birlikte bir şeyler yapmak için heyecan duyduğunuz kolektifler hangileri?
İyi niyet olduğu sürece herkesle her şeyi yapmaya açığız. Hepimizin çevresinde çok yetenekli insanlar bulunuyor. Tasarımcısından, müzisyenine herkes birbirini tanıyor. Bence beraber bir şeyler yapmamamız için hiç bir neden yok. Cinsiyet, yaş, tür, ırk ayrımı yapmadan herkes birbiriyle çeşitli alışverişler içerisinde bulunmalı.

Müzisyen, müzik yazarı, organizatör ya da bir şekilde buranın sahnesinde kendine yer bulmuş herkesin kendine göre sahnenin kendisinde farklı sıkıntılar gördüğünü hepimiz biliyoruz. Peki sizin yerli müzik sahnesiyle ilgili bir detayı değiştirebilme hakkınız olsa bu hakkı ne için kullanırdınız?
Şu detayı değiştirmek isterdim: metal gruplarıyla beraber punk grupları aynı konserde çalsın, bağımsız rock gruplarıyla punk grupları çalsın, bağımsız rock gruplarının konserlerine metalciler de gelsin. Ayrım olmasın ve geniş bir kitle oluşturulsun. Metal konserine gelen bağımsız rock seyircisi hayatında belki de ilk defa canlı şekilde metal grubu dinleyip algısını açabilsin. Tabii ki çeşitlilik olsun fakat herkes birbirine saygı duysun. Kişiler müzik tarzlarına olan fanatikliğini bıraksın ve dışarı çıkan seslerden yararlanmaya çalışsın. Bu şekilde olsaydı daha geniş bir tabana yayılabilirdik ve alt kültürleri daha görünür bir hâle getirebilirdik. Benim düşünceme göre ayrım yapabilecek kadar geniş bir sahneye sahip değiliz. İstanbul’da 20 milyon insan yaşıyor fakat bu tarz şeyler yapan insanlar hakkında pek konuşulmuyor, araştırılmıyor ve dolayısıyla bu durum o kişileri yeraltına çekiyor. Hepimiz aynı çukurun içerisindeyiz bunu görememek için kör olmak gerekiyor ve bunu değiştirecek olan yine bizleriz. Yukarıda yazdığım şeye bir örnek vermek gerekirse; Pitchfork Müzik Festivali 2014’teki isimler: Kendrick Lamar, Slowdive, Deafheaven. Değişik örneklerine internetten araştırma çekip ulaşabilirsiniz.

Bu arada önümüzdeki ay sizin de bir parçası olacağınız bir mekân Kadıköy Yeldeğirmeni’nde kapılarını açacak. Bize biraz buradan bahseder misiniz? Bizi neler bekliyor olacak?
İlk soruda biraz bahsetmiştim. Adı Tight Aggressive olacak olan bu mekânın İçerisinde vegan kafe, sanat galerisi ve müzik stüdyosu olmasının yanında çeşitli sanatçıların işlerinin sergilendiği, çeşitli atölye çalışmalarının olacağı, müzik gruplarının canlı röportajlarının ve canlı performanslarının yayınlanacağı bir alan yaratmaya çalışıyoruz. Çok amaçlı kültürel buluşma noktası da diyebiliriz burası için. Kendi üretimimiz olan tişörtleri, bez çantaları, posterlerin, kimonoların, şortların, maketlerin satışını da bu alanda gerçekleştireceğiz. Bunların yanında devamlı güncellenecek olan online dergiyi de hayata geçirmek istiyoruz. Bu düşüncelerin Tight Aggressive Kendin Yap Derneği’ne doğru evrilmesini umuyoruz ve çalışmalarımızı bu yönde gerçekleştiriyoruz.

Byzantion Records & Shows’un yakın geleceğe dair planları neler?
Yakın gelecekte İsrail, Fransa ve Amerika’da Philadelphia’dan üç farklı müzik grubuna konser düzenleme olasılığımız var. Bunların yanında Byzantion Fest #4 gelebilir fakat şu anda bunları konuşmak için erken. Günlerin neler getireceğini bekleyip göreceğiz, sevgiler.

Röp: Cem Kayıran – Foto: In The Void

Kaynak: Bant Mag

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s